top of page

GENÇLIK ÇAGI RUH SAGLIGI VE RUHSAL SORUNLAR

  • 7 May 2015
  • 5 dakikada okunur

Gençligin Tanımı ve Toplumdaki Yeri Gençlik, çocuklukla eriskinlik arasında yer alan, gelisme, ruhsal olgunlasma ve yasama hazırlık dönemidir. Ergenlikle baslayan hızlı büyüme, gençlik çagını sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla biter. BM Örgütünün tanımına göre genç, 15-25 yasları arasında, ögrenim gören, hayatını kazanmak için çalısmayan ve ayrı bir konutu bulunmayan kisidir. Gerçekten gençlik hem toplumsal, hem biyolojik, hem de ruhsal bir kavramdır. Türk toplumu gerçek anlamda genç bir toplumdur. Nüfusumuzun % 60’ını 25 yasın altındaki çocuk ve gençler olusturmaktadır. 50 milyonluk hiç bir Batı ülkesinde nüfus içindeki gençlik kesimi bu kadar büyük degildir. Ülkemiz gençligi sorunsuz bir gençlik sayılabilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklarına daha tutulmadı. Ülkemizde gençler arasındaki uyusturucu kullanımı o kadar degildir. Gençlik suçlulugu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düsüktür. Gençlik yalnız olumsuzlukların toplandıgı bir çag degildir. Gençlik tatlı hayallerin, tutkuların ve idealizmin filizlendigi, sıkı arkadaslıkların, ilk sevgilerin yasandıgı dönemdir. Yenilige ve ileriye dogru atılımların yapıldıgı, kendini kanıtlama ve kendi kimligini ortaya koyma çabalarının yasandıgı dönemdir. ARİSTO 2300yıl önce gençligin özelliklerini çok çarpıcı anlatmıstır. Söyle ki; tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. Kendilerini içtepilerine kaptırırlar; tutkularının kölesi olurlar. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura, basarıya, paradan çok deger verirler. Çünkü paraya gereksinimleri olmamıstır. Eli açık ve iyilikseverdirler. Çünkü kötülükleri tanımamıslardır. Çabuk güvenir, çabuk baglanırlar. Çünkü aldatılmamıslardır. Yüksek amaç ve hayalleri vardır; çünkü daha yasamın sillesini yememislerdir. Kosulların sınırlayıcı etkisini ögrenmemislerdir. Gençler yanılınca, çok yanılırlar. Sevgide de, nefrette de asırıya kaçarlar. Her seyi bildiklerini sanır ve onun için yanlıslarında sonuna kadar direnirler. Gençlikte Arkadaslık Gençlik çagı evden kopma ve topluma açılma çagıdır. Ergenlige giren bir gence evi dar gelmeye baslar. Ana-babanın ögütlerinden ve karısmalarından usanan genç, kendini dısarı atar. Çünkü soluk alabildigi, özgür davranabildigi yer, dısarı ortamıdır. Evle bagları gevseyen genç kendini dısarıda bulur. Kendi gibi bagımsızlık arayan, aynı kaygıları yasayan, benzer bocalamayı yasayan yasıtlarına takılır. Evinde anlasılmadıgını, deger verilmedigini, çocuk gözüyle bakıldıgını sanan genç için arkadas kümesi bir kurtulus, bir sıgınaktır. Gencin sıkı arkadaslık kurmadan topluma açılması düsünülemez. Bu bakımdan arkadaslık iliskileri toplumsal iliskilere öncülük eder. Arkadaslarca aranmak, begenilmek ve benimsenmek, benlik saygısının önemli bir kosuludur. Genç bu iliskilere girerek zekasıyla, spor ve sanat yetenekleriyle kendini kanıtlar. Arkadaslık kurabilmek ve sürdürebilmek baslı basına bir basarı, ruh saglıgının bir ölçüsüdür. Ailesine bagımlı, güvensiz ve sıkılgan bir çocuk okulda basarılı olabilir ama, arkadaslık kurmada çok yetersiz olabilir. Gençlik çagında, gençlerin ruh hekimlerine basvurma nedenlerinin basında arkadassızlık yakınması gelir. Gençlikte Benlik Ben, benlik, kisilik çogunlukla es anlamlı olarak kullanılan kavramlardır. Kisiyi kisi yapan, baskalarından ayıran duygu, tutum ve davranısların tümünün örgütlenmis bütünlügünü anlatır. Her insanın ulasmak istedigi bir benlik vardır. Kisi özledigi, kendine yakıstırdıgı bu ideal benlik kavramını gelistirmeye çabalar. İdeal bene yaklastıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düs, bir özlem olarak kalır. İdeal benlige ulasamazsa, kisi mutsuz olur. İdeal benligin gerçek dısı oldugu durumlarda kisi bunalıma düser, kavramını gelistirmeye çabalar. İdeal bene yaklastıkça mutlu olur. Kimi zaman ideal ben, bir düs, bir özlem olarak kalır. İdeal benlige ulasamazsa kisi mutsuz olur. İdeal benligin gerçek dısı oldugu durumlarda kisi bunalıma düser. Kendi kendinden beklentisi çok yüksek olan kisi, genellikle bilinçdısı dürtülerin ve tutkuların buyrugundan çıkmayan kisidir. Gençlikte Kimlik Karmasası Kimlik karmasasına giren gençler, kendilerine belli bir yön veremeyen bir yerde kök salamayan gençlerdir. ERİKSON (1968) kimlik karmasasını yasayan genci söyle tanımlar: İnsanlara yaklasma ve sıkı iliskiler kurmada basarısızlık gösterir ve bunun sonucu yalnızlık çeker. Uygun olmayan rastgele kisilerle arkadaslık eder. Çalısamama, kendini bir ise verememe, dikkatini toplama güçlügü belirgindir. Yarısmadan kaçar ve yeteneklerine uymayan islerde kendini tüketir. Ailenin ve toplumun onaylamadıgı rollere girer. Ters ya da olumsuz kimlige bürünür. Kimlik karmasasında kurtulmak için gençler degisik yollara basvururlar. Dıs ülkelere göçüp yerleserek, uyruk degistirerek, din degistirerek kendilerine yeni bir kimlik bulmaya çalısırlar. Toplum içinde bir yer edinemeyen, kök salamayan ve geleceginden de umudu kesilen genç, topluma sırt çevirebilir. Çocuklugundaki kötü örneklere dönüs yapar. ‘Madem ben sizi istediginiz gibi olamıyorum, öyleyse istemediginiz gibi olacagım’ der. Sınıfını, uyrugunu, dinini, ülkesini, yetistigi ortamın tüm deger yargılarını yadsıyabilir. Kimi genç de, topluma sırt çevirmek yerine topluma meydan okuyarak olumsuz kimligini kanıtlamaya çalısabilir. Siddet eylemcileri, teröristler bunlara örnek gösterilebilir. Bunlar içinde en çarpıcı örnek, hiç süphesiz ki MEHMET ALİ AGCA’dır. Zemzem kuyusuna iseyerek üne kavusan insan gibi, o da deger verilen insanları öldürerek ünlü kisiler arasına girmistir. Aile Tiplerine Göre Çocuga Verilen Önem ÇOK SEVEN-KOLLAYAN, GEVSEK DISIPLINLI AILE Çocuga büyük sevgiyle baglanmıslar, tam benimsemisler. Çok sıcak verici ancak çok koruyucu ve kollayıcıdırlar. Tüm yasamları çocuga göre düzenlenmistir. Yalnız çocuk için yasıyor gibidirler; bir dedigini iki etmezler. SIKI DISIPLINLI, SEVECEN AILE Bu aileler de çocuklarına karsı sevecen, ilgili ve düskündürler. Çocugun tüm maddesel ve ruhsal gereksinimlerini karsılarlar. Çocugun saglıgı ve ögrenimi için hiçbir özveriden kaçınmazlar. BASKICI-ITICI SEVGİSİZ AİLE Gence bu ailelerde küçükten beri yeterli sevgi ve sevecenlik gösterilmemistir. Aile ortamı gergin, iliskiler düsmancadır. Bol elestiri, azar, asagılama ve dayak vardır. SEVGISI YETERSIZ, DISIPLINLI GEVSEK AILE Bu aileler çocuga karsı ilgisiz, ruhsal gereksinimlerine karsı duyarsızdırlar. Çocuk ayak altında dolasmadıkça, aglamadıkça ya da bir muzırlık yapmadıkça ilgilenmezler. PARÇALANMIS AILEDE GENÇ Ölüm veya ayrılık nedeniyle bölünmüs ailelerde büyüyen çocukların gençlik çagında çok degisik uyum sorunları ortaya çıkabilir. Çocuklugu babasız geçmis bir genç erkek, genellikle bir genç kızdan daha çok sorunlarla karsılasır. SEVEN, BENIMSEYEN, DEMOKRATIK AILE Çagdas bir ailedir. Ana-baba arasında saygı vardır. Sorunlar buyruklarla degil, konusarak çözümlenir. Evde gerginlik yerine, ılımlı bir hava vardır. GELENEKSEL, ATAERKIL AILE Geleneksel Türk ailesinde babanın tartısılmaz, salt otoritesi vardır. Evde ilk ve son sözü söyleyen babadır. Babayla çocuk arasında korkuyla karısık saygılı bir uzaklık vardır. Ruhsal Hastalık Kavramı Ruhsal hastalık, insanın duygu, düsünce ve davranıslarında olagan dısı sapmaların aykırılıkların bulunmasıdır diye tanımlanabilir. Ruhsa hastalık belirtileri rahatsız edici, acı verici, kisiyi ve çevresini mutsuz eden türden belirtilerdir. Kisinin uyumunu bozar, iliskilerini sarsar, çalısmasını etkiler. Nevrozlar BUNALTI NEVROZU Bunaltı sürekli olabildigi gibi, yogun biçimde nöbet nöbet de gelebilir. Bunaltı nöbeti geçiren bir kimse belirsiz bir korku içindedir. İçi daralır, sık sık solur, soguk soguk terler döker, gögüs sıkısır, bogazında lokma kalmıs gibi bir tıkanma duyar, çarpıntısı vardır. Çocuklukta yasanan bunaltının en önemli nedenlerinden biri ana-babadan ayrılma, ana-babayı yitirme durumlarıdır. FOBIK NEVROZ Saçma, abartılmıs ve gerçege uymayan korkulara fobi adı verilir. Korku, benligin saglıklı bir tepkisidir. Kisiyi tehlikelere karsı uyarır ve önlem almasını, korunma yolları aramasını saglar. Fobik kisi, benligi tehlikeye sokmayan durum ve nesneler karsısında korkuya ve panige kapılır. Köpekten korkan bir kimse bir yavru köpek yanından geçse bile, dizinin bagı çözülebilir. dokunmak ya da kucagına almak ise panige kapılabilir. HISTERIK NEVROZ Hasta, hiçbir organik bozuklugu olmadıgı halde birden bacaklarının tutmadıgından, ellerini kollarını oynatamadıgından yakınır. Sanki birden felç olmus gibidir. Ancak sinirlerde ve kaslarda bir bozukluk yoktur. Gündüz kolunu-bacagını oynatamayan hasta, uykudayken serbestçe oynatır. OBSESIF-KOMPULSIF NEVROZ Kisi, düsüncesinin saçma oldugunu bilir. Ama bunaltı çekmekten kendini alıkoyamaz. Aklından kovmaya çalısır ama basaramaz. Örnegin, bir anne yeni dogan çocugu ile ilgili olarak aklından geçen ‘Ya çocugumu bogarsam. Ya elimdeki bıçagı çocuguma saplarsam’ gibi düsünceden çok büyük sıkıntı duyar. DEPRESIF NEVROZ Depresyon genel bir çöküntü durumudur. Depresyona giren bir kisi yasama sevincini yitirir. Sürekli üzgün. kederli, isteksiz ve yorgundur. Günlük isler ona büyük bir yük gibi gelir. Yaptıgı isten tat almaz. Gülmeyi unutmus gibidir. Canı konusmak istemez. Psikozlar SIZOFRENI Sizofreni, genç yaslarda baslayan düsünce, duygu ve davranıslardaki agır bozukluklarla birlikte giden, kisinin ruhsal dengesini ve uyumunu bozan bir psikozdur. Genellikle ergenlik çagı ile 45 yas arasında ortaya çıkar. En yaygın psikoz türüdür. Hastaneye basvuranların % 20’sini olusturur. MANIK-DEPRESIF PSIKOZ Hasta, depresyona girdigi zaman, tam bir çöküntü içinde görünür. Yemez-içmez, uyumaz; insanlardan kaçar. Bezgin, üzgün ve elemlidir. Çalısma gücünü yitirmistir. Hasta, suçluluk duygusu çeker. Öyle ki hasta ikinci Dünya Savası’nın kendi yüzünden çıktıgını söyleyecek kadar gerçekten kopabilir. Ruhsal Tedavi Ruhsal tedavi (Psikoterapi) ruhsal bozuklukları konusma yoluyla düzeltmeyi ve iyilestirmeyi amaçlayan tedavi biçimidir. En yogun tedavi biçimi Psikanaliz’dir. Bu tedavide hasta divana uzanarak degil, hekimle yüzyüze konusarak tedavi edilir. Hastanın beklentileriyle hekimin amaçları çelisiyor, tedavi süreci verimli olmaz. İyi bir arkadasla dertlesme, sorunlarını paylasma ve dayanısma bir ölçüde ruhsal tedavidir. Hekimin hastasını tanımasından daha önemlisi hastanın kendi kendini tanımasıdır. Hastanın yardım almaya istekli ve isbirligine yatkın olması, ruhsal tedavide ön kosuldur. Hekimlikte hastanın istegine karsın tedavi uygulanamaz. Gençlerle ruhsal tedavi sürdürülürken, ana-babalarla düzenli ya da belli aralıklarla görüsmeler yapmak gerekir. Genç, ana-babası arasında kalırsa, tedavinin etkisi olmaz. Örnegin tutucu bir aileden gelen bir genci, daha bagımsız davranmaya yöneltmek, gençle ana-babanın daha çok çatısmasına yol açar. Böyle bir durumda tedavi son bulur. Yazar: Prof. Dr. Atalay YÖRÜKOGLU ve http://www.kriminoloji.com/


 
 
 

Yorumlar


Tanıtılan Yazılar
Yeni Yazılar
Etiketlerle Ara
Bizi Takip Edin
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

© 2015 SENOLYILMAZ. Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page